Tasavvuf

20 04 2007

Bu konuya ilerleyen günlerde daha çok eğilmek istiyorum. Umarım mümkün olur.

Wikipedia’dan

Tasavvuf, İslam inanışına göre, kişiliği kötü huylardan temizleyip, ruhu pak edip, olgun olma yoludur.

Mistik (ruhani) yaşantı olarak da adlandırılmış, Muhammedi Tasavvuf inanışında her şeriatın (Muhammedi, İsevi ,Musevi gibi) Evliyaları ve tarikatleri olduğu Mutasavvıflar tarafından kabul edilmiştir. Muhammedi Tasavvuf Hz.Muhammed‘in “Ben ilim şehriyim Ali kapısıdır” hadisini yol gösterici kabul etmiştir.
Hz.Muhammed’ dayanan, Silsile yolu ile Allah‘ı bilmeye vesile, Peygamber varisi olduğuna inanılan Evliyalar, Mutasavvıflar tarafından, zamana uygun “Haktan Aldığını halka sunuş” yolu olarak kabul edilmiş,Dinin yanlız fıkıh olmadığı ,İslamın İlmi Fıkıh,İlmi Kelam, Ahlak ve Tasavvuf olmak üzere dört ana temelden oluştuğu inancı ile Tasavvufsuz dinin yaşanamayacağı görüşü Mutasavvıfların ana ilkesi olarak ortaya çıkmıştır.

Tasavvuf Kur’an anlayışını “Kuran’ın medarı ikidir: İlm-i tevhit, amel-i tevhit. Tecellisi görülen hal ise lüzumlu ilim, salih ameldir.” diye özetlemiş, Hz.Muhammed’in “Nefsini bilen Allahı bilir” hadisini yaşam biçimi kabul edip, olgun insan olma yolunun Evliya rehberliğinde dıştan içe dönüşle mümkün olacağı, ögrenim ve yaşam alanının Tasavvuf yani Tarikatlar olduğunu savunur. “Tasavvuf kâal (laf) değil Hal Yoludur.” anlayışı sebebi ile Halk arasında Ehli Hal Üniversitesi olarakta anılır.

Fıkıhın kolları Mezhepler Tasavvufun kolları tarikatlardır. Pirler tarafından sistemleştirilen tarikatlar pirlerin isimleri ile anılmışlardır.”





“AYDIN” kavramı ve halkla ilişkisi

20 03 2007

Aydın kelimesinin TDK sözlüğündeki tanımı:  Kültürlü, okumuş, görgülü, ileri düşünceli (kimse).

Şimdi günümüzdeki durumu ve bu tanım çerçevesinde “Aydın” kavramını inceleyelim.

Birileri çıkıyor kendi kendilerine aydın sıfatını yakıştırıp ülke gündemi için yorum yapıyorlar,  bir başkası çıkıyor kendi alanı olmayan bir konuda, üstelik bir milletin tümünü bağlayan, ülke çıkarlarının yanında insanlığın da söz konusu olduğu bir konuda sanki mahalle kahvesinde sohbetteymişçesine yorum yapıyor ve bu topraklarda 1.500.000 Ermeni ve 500.000 Kürt katledildi diyor, yine bir başkası yazdığı kitapta Türklüğü bir karakter vasıtası ile aşağılıyor ve bunun kitabındaki bir karakterin görüşü olduğunu ileri sürüyor, yani hayali bir görüş.

Şimdi ilgi çekici olan bu kişiler ne yaparlarsa yapsınlar belirli bir medya çevresince sürekli destekleniyorlar. Ermeni soykırımı yaptığımızı ileri süren kişi yargılanıyor AB’den ipini kopartan Türkiye’ye geliyor, düşünce özgürlüğünün kısıtlandığını ileri sürüyor, ancak İsviçre’de, Fransa’da “Ermeni soykırımı yapılmamıştır.” demek suç kapsamına alınıyor, sadece bu sözü söyleyenler bile hapse mahkum ediliyor, ama ne bizim basınımız bu iki yüzlülükle yeterince ilgileniyor ne de AB’den ses seda çıkıyor. AB’den herhangi bir temsilci geldiğinde hemen bu Aydınlarımızı(!) ziyarete gidiyor, onları hiç ihmal etmiyor.

Öncelikle sorulmalıdır ki, bir kişi nasıl oluyor da kendisini aydın olarak ilan edebiliyor? Bu alelade bir kavram mıdır ki her önüne gelen kendisine aydın diyebilmektedir? Tanımımızda “kültürlü, okumuş, görgülü ve ileri düşünceli” diyor. Bir insan okumuş olabilir, görgülü de olabilir, kültürlü de olabilir ama ileri görüşlü olduğunu nasıl kanıtlayacaktır? Kaldı ki bir aydın halkının menfaatlerini değil de başkalarının menfaatlerini savunuyorsa o nasıl bir aydındır. Aydın sıfatını kendi kendine yakıştıran bir kişi kendi alanı dışında hiç bilgisi olmadığı bir alanda yorum yapabilir mi? Gerçek bir aydın bilgisi olmadığı bir alanda yorumdan kaçınacaktır. Çünkü bilmediği bir konuda yorum yapabilecek kadar kapasitesi olmadığını, yorum yaparsa bunun yanlış olacağını bilir. Her şeyden önce gerçek bir aydın kendi kendisine nasıl aydın sıfatını yakıştırabilir? Aydın diyebileceğimiz kişi halkının gelişmesi için çabalar, bu gelişimde halkına yol gösterici olur. Halkını hiç yapmadığı bir şeyle suçlamaz, halkına hakaret etmez. 

Ancak biliyoruz ki  ülkemizde çok büyük bir kavram karmaşası ve çok garip bir medya sistemi söz konusudur. Her önüne gelen kendini istediği gibi nitelendirse de esas önemli olan kendi kendine yakıştırdığı sıfat değil gerçekte olduğudur. 

Gerçek aydınlarımızın ruhları şad olsun.  Onları saygı ve rahmetle anarken bu sahte aydınlar sayesinde değerlerini daha fazla anlıyoruz.





İnsan Benliğine Eleştirel Bir Bakış

10 03 2007

Ne başlık ama değil mi? :) Aslında insanları izlemek, onların davranışlarının altında yatan nedenleri çözmeye çalışmak her zaman çok ilgi çekici olmuştur benim için. Ama bu davranışları gözlemlerken sadece başkalarına değil kendi davranışlarınıza da bakmalısınız. Emin olun kendinizi daha yakın tanıyacaksınız.

Garipliklerle doludur davranışlarımız.  Bir şeyi yaparken ki amcımızla yaptıktan sonraki gelişmeler tutmaz bazen bir birini, bu da şaşırmamıza neden olur, sinirlenmemize ve hayal kırıklığına uğramamıza. 

Beni en çok şaşırtan şey her zaman insanın büyüklük takıntısıdır. Bende kim bilir kaç kez büyüklük takıntısı ile baktım çevreme, ama şaşırıyorum yine de, insanların bir şekilde bir yerlere gelmeleri ve buraya geldikten sonra kendilerini büyük görmeleri ne tuhaf.  Hatta öyle ki geldikleri yere çıkmalarını sağlayanları küçük görmeleri, beğenmemeleri. Oysa onlardır seni yükselten. Ama iktidar hırsı gariptir, sarıyordur insanın tüm kişiliğini. Çok büyük bir yetki olmasa da, insanın birilerine bir şeylere hükme hissi değiştirir davranışlarını. Paylaşmak istemez artık bu yetkiyi başkası ile. Bencillik kör edebilir gözlerini. oysa bir anlayabilse insan koskoca evrende ne kadar küçük olduğunu, belki büyüklük taslamaktan vazgeçebilirdi.

Bir diğer gariplik kesinlikle aşktır. Dillere destan olan bu duygu bazen karıştırılır başka duygularla. Pek çok kişi aşkı hiç tatmadığı halde tattığını zannedebilir.  Ama gerçekten aşkı yaşayanlar ancak onun tadını bilebilir. Geçici bir körlük, sağırlık olarak tanımlanır bazen. Geçici dedim çünkü sürmez sonsuza dek, maalesef, ya da şükür ki. Körlüktür görmezsin aşkından başkasını, sağırlıktır duymazsın ondan geriye kalanını. Sadece o vardır ve sanki sonsuza dek de sadece o olacaktır. Çok güzeldir aşk karşılık bulana, çok acı verir aşk asla karşılık bulamayacak olana. Ama aşkın tadı başkadır. 

Şimdilik bu kadar, ama daha sonra da diyeceklerim var. :)

 





Yalnızlık Üzerine Bir Deneme

23 02 2007

Yalnızlık oldukça karanlık bir kavramdır. Çünkü yalnızlık insanın onu nasıl yaşadığına bağlıdır.

Yalnızlık bazen huzurdur insan için, bazense hüzün. Bazen korkudur, korktuğudur, kaçtığıdır. Bazense insanın kendi kendini arayışıdır tüm hayatı boyunca.

Yalnızlık öğretir insana bilmediklerini, başka insana nasıl muhtaç olduğunu, çünkü insan sosyal bir varlıktır ve istese de kopamaz diğer insanlardan, muhtaçtır onlara. Nedeni de basittir, yaşamı değerli kılan şey onu paylaşabilmektir.

İnsan yalnız kalmak istemez çoğunlukla, çünkü yalnızlık rahatsız eder insanı, çünkü insanın kendini yarım hissetmesine neden olur yalnızlık. Ne mutluluğu tam olur, ne de hüznü. Çünkü paylaşamaz bunların hiçbirini ve paylaşamayınca da hiçbir şeyin anlamı kalmaz. Güzeliği güzel yapan onu paylaşabildiğimiz kişilerin olmasıdır.

Kimi zamansa insan kendi kendine teslim olur yalnızlığa, çünkü tek çıkış yolu yalnızlık gibi görünür. Belki başkalarına kızdığı için, belki başkalarından kaçtığı, korktuğu veya onlardan bıktığı için, belki de sadece huzur bulabilmek için, ancak sebep ne olursa olsun bazen yalnızlığı seçer insan. Çünkü, pek sevilmese de, her ne kadar insanlar yalnız kalmak istemeseler de, bazen insanın tek sığınağıdır yalnızlık. Belki de bunun nedeni insanın yalnızken aslında kendisini bulmasıdır. Böylecede insan yalnızlığındaki boşluğu kendisi ile doldurur. Ancak yine de, yalnızlığın soğuk kolları her ne kadar ilkin ferahlık verse de insana, zamanla bu ferahlığın yerini dondurucu bir soğuk alır.

Yalnızlık bir çöle benzer belkide. O uçsuz bucaksız kumlar senin için bir şey ifade etmeyen ve senin de onlar için bir şey ifade etmediğin insanlardır. Ancak o çölde bir yerlerde yeşil bir vaha vardır ve o vaha insanın yalnızlığına son verecek olandır. Ancak o vahayı bulmak için önce o çölü aşmak gerekir, çünkü çöl vahayı anlamlı kılandır.

Yalnızlık en büyük acıyı ise, aynaya her baktığında artık kendi yüzünden başka bir yüz göremeyeceğini bildiğinde, en çok sevdiğinin artık olmadığını bile bile yaşamak zorunda kaldığında verir insana. Çünkü yalnızlık insanın mutlu olduğunda gözlerindeki ışığın yansımasını bir başka insanın da gözlerinde görememesidir. Çünkü yalnızlık hüznünü sadece kendinle paylaşabilmendir. Ancak yine de yalnızların dilinden sadece yalnızlar anlar.