ENERJİ BAĞIMLILIĞI
6 05 2007
Enerji kaynakları ve enerji çağımda hayati derecede önem sahiptir. Bu nedenle Türkiye gibi enerji kaynakları kısıtlı ya da yetersiz olan ülkeler başka ülkelerden enerji kaynağı ithal etme yoluna gitmektedirler. Isınmadan üretime değin her alanda ihtiyacımız olan enerjinin üretileceği kaynakların nereden, ne kadar ve ne şekilde temin edildiği oldukça önemlidir. Maalesef enerji kaynakları kısıtlı olan ülkemiz adeta bu alanda dışa, daha da kötüsü birkaç ülkeye bağımlı hale gelmiş durumdadır. Bu yazıda, enerji alanında Türkiye’nin durumu, yapılan enerji kaynağı anlaşmaları, ülkemizin mevcut enerji kaynakları ve enerji politikaları incelenecektir.
Bir ülke için enerji kaynaklarının kesintisiz, güvenilir, ucuz, temiz ve çeşitlendirilmiş kaynaklardan sağlanması ve de verimli bir şekilde kullanılması olmazsa olmazdır. Bugün itibari ile Türkiye’de tüketilen enerjinin %39′u petrolden, %27’si kömürden, %21′i doğal gaz ve %13 de hidroelektrik ve diğer yenilenebilir kaynaklardan karşılanmaktadır. Görüldüğü üzere fosil yakıtların tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de enerji alanında ağırlıkları söz konusudur.
Türkiye’de Durum
Şimdi bu enerji kaynaklarının Türkiye’deki durumunu ve Türkiye’nin hangi enerji kaynağını, hangi ülkeden karşıladığını ele alalım. Petrol kaynağına bakıldığında, 2005 yılı verilerine göre Türkiye 23.5 milyon ton ham petrol ithal etmiş, kendi ham petrol kaynaklarından ise 2.2 milyon ton petrol işleyebilmiştir. Yani mevcut kapasitenin %11.6’sını kendi kaynaklarından karşılamıştır. Türkiye’nin petrol rezervi tartışmalı bir konudur, bazı çevreler Türkiye’de petrolün mevcut olmadığını ileri sürerken, bazı çevreler ise Türkiye’nin petrol zengini olduğunu ileri sürmektedir. Biz bu tartışmalara girmeyeceğiz. Son yıllarda ülkemizde petrol arama çalışmaları artış göstermiştir ve bu sevindirici bir gelişmedir, ancak diğer taraftan petrol arama konusunda çıkarılmak istenen yeni “Türk Petrol Kanunu” son derece ilginç maddelere sahip bulunmaktadır. Örneğin eski kanunda devletin petrol hissesi %12.5 iken yeni kanunda bu hisse bazı durumlarda %1′e kadar indirilmiştir. Ayrıca yeni kanunda devlet hissesinin %50’sinin üretim yapılan ilin İl Özel İdaresi’ne bırakılması hükmü Türkiye’nin üniter devlet yapısı ile bağdaşmamaktadır. Bu durum merkezi yönetimin zayıflamasına neden olacaktır.
Doğalgaz alanında da durum son derece ilginçtir. 2006 yılında Türkiye’de 30.83 milyar metre küp gaz tüketilmiş bu oranın %64′ü sadece Rusya’dan karşılanmıştır. Bir enerji kaynağında sadece bir ülkeden bu oranda alım yapmak adeta o ülkeye bağımlı hale gelmektir. Bu durum son derece sakıncalı sonuçların doğmasına neden olabilir. Başlangıçta dediğimiz gibi ülkeler enerji kaynaklarını çeşitlendirmiş olmalıdırlar. Söz gelimi yarın bir gün Rusya ile aramızın açılması ve Rusya’nın gazı kesmesi ile son derece zor durumda kalabiliriz. Bu duruma, geçtiğimiz kış Rusya’nın Ukrayna ile düştüğü anlaşmazlık ve bunun sonucu Ukrayna’ya gaz satışını kesmesi, Ukrayna’nın da Avrupa’ya gaz sağlayan borulardan kendisi için gaz alımı yapmasıyla ortaya çıkan ve tüm Avrupa’yı etkileyen gaz krizi örnek olarak gösterilebilir.
Üstelik Rusya ile yapılan enerji anlaşmaları da ayrıca gariplik göstermektedir. Maalesef yapılan gaz alım anlaşmalarında Türkiye ihtiyacı olandan fazla gaz alımı için imza atmıştır. Örneğin Rusya ile imzalanan Mavi Akım anlaşmasında Türkiye yılda 16 milyar metre küp gaz almayı taahhüt etmiştir, oysa bu oran Türkiye’nin kullanabileceğinden yüksektir. Ayrıca İran ile ile yapılan gaz anlaşmasında yer alan ve kamu oyunda “Allah’ın İşi” adıyla bilinen “Acts of God” isimli bir madde de son derece ilgi çekicidir. Bu madde İran’ın çok zorlayıcı durumlarda gazı kesebileceğini belirtmektedir. Söz gelimi çok büyük ölçekli bir deprem sonrasında İran bu madde gereği gaz akışını kısabilir ya da kesebilir, ancak geçtiğimiz kış görülmüştür ki İran en ufak bir gelişmeyi bile (hava sıcaklığının düşmesini öne sürmüştür) bahane ederek bu maddeyi öne sürüp gaz akışını kısmakta ve hatta kesmektedir. Ayrıca ABD, İran ile yaşadığı sorunlar nedeniyle Türkiye’den, İran’dan gaz alımını kesmesini istemektedir. Bu da ayrıca can sıkıcı bir gelişmedir. Rusya ve İran dışında doğalgaz aldığımız diğer ülkeler ise Nijerya ve Cezayir’dir.
Hidroelektrik konusunda Türkiye’nin potansiyeli 125-130 milyar kilowatt saat/yıl olarak hesaplanmıştır. Ancak ülkemiz bu potansiyelinin sadece 3/1′ini kullanabilmektedir. Linyit kaynakları konusunda da durum benzerlik göstermektedir. Linyit rezervlerimiz 8.1 milyar ton, taş kömürü rezervimiz ise 1.1 milyar tondur. Ama bu rezervlerimizin de 3/2’si halen devreye sokulmamıştır. Hidroelektrik ve linyit konusunda durumun bu şekilde olmasının nedeni, “al ya da öde” koşullu gaz anlaşmalarıyla, doğal gaz ile çalışan “Yap-İşlet” ve “Yap-İşlet-Devret” modeliyle yapılmış olan ve yüksek maliyetle elektrik üreten santrallere verilmiş olan satın alma garantileridir. Bu santraller 12 cent/kwh maliyetinde elektrik üretmekteyken, kamu santralleri 5 cent/kwh maliyetinde üretim yapmakta, ancak verilen garantiler nedeniyle özel santrallerden alım yapıldığı için kamu santralleri düşük verimlilikle çalıştırılmaktadır.
Yine ülkemiz güneş ve rüzgar enerjisi konusunda da şanslı bir konumda bulunmaktadır, ama ne yazık ki bu alanlarda da yeterli ilgi ve çalışma yoktur.
Üstelik ülkemiz enerji kaynaklarında dışa bağımlı olmasına rağmen, ürettiği enerjiyi de verimli bir şekilde kullanamamakta ve bu durum ülkemize ikinci bir yük getirmektedir. Ayrıca kaçak kullanım da ayrı bir sorun teşkil etmektedir. Sadece kaçak kullanımın engellenmesi kurulu gücümüzün %35-40 daha fazla etkin olması anlamına gelmektedir.
Türkiye enerji konusunda tüm alternatifleri düşünmek zorundadır, bu çerçevede nükleer enerjinin de ele alınması gereklidir. Her ne kadar Türkiye’de konu Çernobil faciasından hareketle ele alınsa da, nükleer enerji ülkemiz için son derece önemli ve faydalı olacaktır. Üstelik Çenobil’deki reaktör kazasından bu yana bu alandaki güvenlik oldukça gelişmiş ve dünyadaki denetimler de arttırılmıştır.

Ne yapılabilir?
Görüldüğü üzeredir ki ülkemiz enerji konusunda oldukça kuşkulu ve garip gelişmelere sahne olmuştur. Yapılan enerji anlaşmaları maalesef ülkemizden çok yabancı devletlerin yararınadır. Üstelik ülkemiz kendi kaynaklarını da yeterli oranda kullanamamakta, elde ettiği enerjiyi de verimli bir şekilde harcayamadığı gibi kaçak enerji kullanımının da önüne geçememektedir. Tüm bu gelişmelerden sonra ülkemizin, sağlıklı bir enerji politikası geliştirmesi, fosil enerji kaynakları konusunda gerçek potansiyelinin belirlenebilmesi için arama çalışmalarına önem vermesi, kaçak enerji kullanımını mutlaka engellemesi, özel santrallerce üretilen pahalı elektrik yerine kamu santrallerince daha ucuza üretilen elektriğin alımı için hukuk alanında yollar araması, aynı şekilde Rusya ve İran’la olan gaz anlaşmalarında da aleyhimize olan durumun, lehimize çevrilebilmesi için uluslar arası hukuk kurallarınca mücadele vermesi, gaz alımındaki bağımlılıktan kurtulabilmek için gaz alınan ülke sayısı ve gaz alım oranlarında değişiklik yapması ve enerji harcamasında tasarruf sağlanması için çalışmalarda bulunması gerekmektedir.
Enerji son derece önem arz eden bir meseledir ve bu meseleye yaklaşımın da bu önem derecesinde olması gerekir. Artık bu alanda atılan adımlarda bazı kişi ya da grupların değil ülkemizin çıkarları düşünülmelidir.
Kaynaklar:
ASAM, Stratejik Analiz Dergisi Mart 2007 sayısı, Enerji Arz Güvenliği ve Türkiye yazısı.
http://www.ntvmsnbc.com/news/396130.asp , Doğalgaz’da “Allah’ın İşi” Tartışması
http://www.turkhukuksitesi.com/makale_526.htm , 5574 Sayılı Türk Petrol Kanunu’nun İncelemesi
Abdulkerim Aydın
Yorumlar : Yorum Yok »
Kategoriler : Araştırma, Güncel














